21 Aralık 2009 Pazartesi

Köyceğiz Belediye Başkanı Sayın Erbay; Beşinci yazı

Değerli İzleyici,

Geçen yıl sonu Stockholm'den Muğla ve Köyceğiz'e de yolumuz düştü. Yeni ürünlere gebe bir dönem. Bu yeni blog ile Köyceğiz ve çevresine, modern medya türü bir gazetecilikle tanıtım katkısı verdik. Söyleşiler yaptık.
Daha önceleri 'Simgesi Yeni Karia,Karia Arkaik' adlı belgesel kitapta yayınlanan (2005) söyleşi sonrası, Sayın Erbay bu kez internet sayfasında karşınızda.

Köyceğiz konu başlığı olunca başarılı Belediye Başkanı Sayın Erbay Sultaniye Kaplıcaları ile özel, ayrıntılı bilgi verir her zaman. Kaplıca, çamur banyosu, Ölemez ve Ağla mantar öyküleri, Pan ve Kızlan Dağları da önceki sunumlarda olduğu gibi görsel boyutla yer alacak sırasıyla.

İlçeninin ekonomik geleceğine ve turizm profiline form verecek olan Sultaniye termal verileri, görüntü eşliğinde sunulacak. Daha önce 'Köyceğiz Gölü Öyküleri'nde (2004) yazınsal metin tekniği ile ele aldığım; bir ucu Kaunos olan Ölemez Dağı eteklerindeki kaplıcanın, arkaik ve mitolojik her iki durumu da yeniden söz konusu olacaklar.

İlkin Köyceğiz'in çevre ilçelerle 60/lı yıllara uzanan değişiminden söz edeceğiz. Özel bir yerden klasik edebiyatta evrensel bir konu olan, baba-oğul açısıdan çocukluk günlerine değineceğiz ve; 'ölmezse babam ölmezdi,'diyen Sayın Erbay'la geçmişi hem çevresel hem de bireysel arkaplan açısından kısa bir kuşbakışı ile hep birlikte izleyeceğiz şimdi.

Sevgi içtenlik...

Tekin SonMez
Stockholm, 21 Aralık 2009

SORU; Sayın Salih Erbay, 60’lı yıllardan söz edelim. Muğla çevresinde bugünkü gibi Marmaris diye bir kent ortada yok, Köyceğiz var. O dönem ticaret ilişkilerini ve Köyceğiz’i anlatır msınız?
YANIT; Köyceğiz merkezde ve köyde oturuyoruz o dönemde. O süreçte para pulun çok fazla önemi yok, arazilerden üretilen susamdır, pamuktur, ne tür mal üretilirse esnafın kasasına deposuna konur, istediğin zaman para alırsın. Yani bugünkü gibi, bugünkü Türkiye’deki gibi para herşey demek değil, yani o kültürle yetiştik sonunda.

SORU; ‘O süreçte para pulun çok fazla önemi yok,’ dediniz. Bunu biraz açar mısınız? Ekonomisi evet, ne oldu Köyceğiz’de ve çevresinde?

YANIT; Evet yani ekonomik olarak... Köyceğiz daha sonraki süreçte, ilk zaman susam pamuk diyorum, daha sonra narenciye olayı meydana çıktı, bugün Marmaris turizm sektörü ciddi şekilde gelişmiş vaziyette, ama Marmaris’teki bugün otel sahibi olan veyahutta o mülkiyetlerde oteli filan olan insanlar Köyceğiz’e gelip bu bölgede narenciye işçiliği susam pamuk işçiliği yaparlardı yıllar önce.

SORU; Köyceğiz o kadar açık farkla ileride miydi? Bugün Köyceğiz çevresinde birçok insan turizm sektöründe çalışmak için Marmaris’e gidip geliyor. Burada olumlu, olumsuz bir paradoks yok mu?

YANIT; Evet, ama daha önce onlar buraya geliyordu. Tabii yani oradaki insanların bir kısmı balıkçılık yapıp.. e diyelim ki.. oradaki otellerin yapılış tarihi bellidir, 30-40 yıl öncesine gittiğimiz zaman, benim de yaşım sonuçta bugün 54.. daha eskiye gittiğimiz zaman, ordaki birçok insan bu bölgeye gelip amelelik yapardı, yani gelirdi arazilere sulardı, verimli olan bu bölgelerde çalışırlardı.

SORU; Salih Bey ‘para pulun çok fazla önemi olmadığı’ bir kesit o günler.. büyük ‘arazilerden üretilen susam, pamuk’ gibi ürünlerin depolara konulduğu günler.. kısacası 60’lı yıllarda babanız size bir kahraman olarak görünürdü.. neydi bundaki sır?

YANIT; Şimdi şöyle yani, her çocuk için babası mutlaka bir kahramandır yani, bliyorsunuz belli bir yaşa kadar çocuk der ki, ‘babam, işte benim çok şey biliyor,’ ondan sonra işte ; ‘babam bazı şeyleri biliyor,’ ondan sonra da; ‘babam bazı şeyleri biliyor.. bilmiyor,’ falan... belli bir süreçtir..

SORU; Salih Bey, dört, beş yıl önce, o günkü söyleşide; ‘ölmezse babam ölmezdi..’ dediniz. BİR; bu beni çok etkiledi. Gılgamış Efsanesi de böyledir. Bir benzerlik var. İKİ; babanızla bir arkadaşlık ruhu yaşamışsınız.. akran yaşta insanlar gibi.. burada ne gibi bir psikolojik açı olabilir? Liderlerin arkaplanı önemlidir. Sır verebilecek misiniz?

YANIT; ‘Tekin Hocam.. babamla bizim aramızdaki ilişki.. babam 54 yaşındayken ben dünyaya geldiğim için.. ben de işte 8-9 kardeşin en küçüğüyüm.. Yani babamla aramızdaki ilişki, çocuk, baba oğul ilişkisi değil, ben özelim.. yani sanki dede torun ilişkisi gibi ve kıymetli.. babam torunlarıyla beraber beni büyütüyor ve hem bir son kesen olarak ..işte atla falan gezerken devamlı beni yanında taşır.. evin önünde araba durur.. arabaya binip arabayla Köyceğiz’e gelmez, ata biner Köyceğiz’e gelir.. öyle bir adamdı.. yani devamlı da ben 4-5 yaşlarında yanında olduğum için insanlara karşı duruşu, tavrı, etraftaki insanların ona karşı olan saygısı elbette etkilemiştir...

SORU; Baba-oğul ruhu diyelim, şöyle bir şey dikkatimi çekti; satranç taşlarında, baba çok ileriyi görüyor ve sizi belki de Köyceğiz Belediye Başkanlığı’na belki bir satranç hamlesi gibi dolayısı ile çocuklarınızı da daha ileriye hazırlıyor. Örnekse; '32 yaşında avukat oğlum Köyceğiz’i ve CHP’yi temsilen Muğla İl Genel Meclisi daimi encümen üyesi seçildi,' dediniz. Baba farkına varmadan torun avukata dek böyle bir ileriyi görme hamlesi yapmış.. kafasında böyle bir şey.. olabilir mi?

YANIT; Öyle bir şey de var, olabilir de. Onun dışında da şu, Aydın bir insandı.. yıllar önce babamın ısrarla söylediği, işte ‘ben bunu okutacağım.’ İşte şu anda Köyceğiz gölünün kenarında olan o mülkiyetim var, Şamdan restoranın olduğu yer, 1965 yılında rahmetli babam, o yerin direkt tapusunu benim üstme aldı, yıl 65..neydi o zaman babamın söylediği, işte ‘hakim, savcı, aristokrat yapıdaki insanların oturduğu bir mahalle,’ babamın da ordaki düşüncesi.. ‘ben bunu okutacağım,’ işte bu mahalle... babamın tabiriyle ‘sosyetik mahalle bu mahalle, benim oğluma yakışır bir yer olsun,’ diye o mahalleden bugünkü o mülkiyeti satın aldı bana 1965 yılında ben 10 yaşındayken... Bir de babam her ne kadar kendisi okumuş yazmış bir adam olmasa bile aydın bir insandı. Merkezdeki bütün üst düzey bürokratlarla ve Köyceğiz’in esnaf takımı ile de üst düzey ilişkileri vardı babamın. Eşrafın yani onların ona bir saygısı vardı.

Köyceğiz, Kasım 2009

video

16 Aralık 2009 Çarşamba

Turizm ve futbol ikilisi haz, para, rant ve şöhret; Dördüncü yazı

Değerli İzleyici,

Turizm demek tanıtım demek. Dar, küçük bir alanda, kısa pasla oynanan sokak futbolu da futboldur, geniş çimen sahada top koşturmak da. Haz duyumu var, para da var! Bu anlamda turizm ve futbol.. başa baş koşan iki sektör.. para.. rant.. haz duyumu ve yaşam boyu heyecan veren şöhret. Durmadan, her yerde doğa kirletilerek daha büyük oteller açılıyor bir yandan, öte yandan ekonomik kriz falan umursanmıyor ve milyonlarca euro yatırılıyor her transfer için. Daha ne olsun!

Fakat bu ikilinin de taşıyıcı motorları olan ve birisinde iyi dönen tekerlekler, şöyle ki ‘tanıtım’ ötekisinde dönmüyor. Taşıyıcı motorları medyatik tanıtım olan futbol bu konuda birincidir, her yerde boy gösterir ve tekerlekler hızla döner. Açın ve bakın günlük gazete sayfalarına! Futbol dedin mi, özel TV kanalları, yüksek tirajlı özel gazeteler de var futbol arenasında. Turizm sektöründe böyle bedelsiz işleyen tanıtım motorları yok, evet. Turizm sektörü böyle kısa ve ucuz yoldan tanıtım yapamıyor. İyi de ne olacak? Gerçek şudur!

Başlı başına bir araştırma, inceleme ve uzmanlık konusudur tanıtım.

Böyle ise ne olacak? Futbol için hemen hergün gazete sayfalarında çıkan köşe yazarlarıyla teşvik gören futbol gibi, turizm nasıl yapacak da bedel ödemeden, güzel fotoğraflar ve iyi yazılarla tanıtım çarkını döndürecek? Turizm de olsa ilk ilke, tanıtımda sürekliliktir.

Bu da tanıtım konusunda yatırımın olması ve süreklilik kulvarında koşması anlamına gelir.Bunun için çıtası yüksek güzel yazılı, renkli fotoğraflı metinler.. olsun, evet! Fakat ödeme olmasın! İyi mi?

Böyle ise tanıtım çarkının kanatları nasıl havalanacak? Bedelsiz güzel tanıtım yazılarını kim yazacak, bu blog'da gördüğünüz fotoğrafları kim çekip getirecek? Evet, turizm sektörünün de tanıtıma para harcama yapmadan futbol gibi çimen sahada top koşturmak hakkıdır.

Fakat topun iyi yuvarlanması için iyi ve akılcı yönetim de gerekir. Tıpkı futbolda olduğu gibi. Son on yıllık deneyim konuşuyor burada.

Dalyan’dan Ortaca’ya, Bodrum’dan Ürgüp’e, Avanos’a, Uçhisar’a, Ortahisar’a dek yaşanan deneyim konuşuyor. Bunların arasında yükselen değerleriyle Ürgüp Perisia gibi az sayıda otel yönetimini, işlevsel etkinlikleriyle ötekilerinden ayırmak gerekir.

İyi yönetilen bir işletme, tanıtım konusunu da çözmüş demektir. Genel bir tanımla turizm sektörü sıfır planda tanıtım harcaması yapmak istiyor, diyorum. Fakat dar sokaklarda adam adama markajdan kurtulup, geniş yeşil alanda top koşturma istemi turizm sektörünün de hakkı! Ancak analitik bir araştırma ile bu konu ele alınabilir.

Başarı dinamiği olan tanıtım konusu salt araştırma değil açılım da ister. Evet, destek de gerekir. Bu blog da bu yönde bir destektir.

Değişik blog olanaklarımızla, Muğla’dan Kapadokya'ya Kars Platosu’na dek fotoğraflarımızın da desteği ile güzel bir doğa ve doğru tanıklık tanıtımı katkısı veriyoruz. Hiç bir bedel beklemeden yapıyoruz bunu.

Biliyoruz ki turizm sektörü salt bir bölgenin doğa tanıtımı sınırları içinde var olmaz. O bölgede arkaik tarih ve insan öğesi, sosyal çevre de var. O bölgede yaşayan insanlarla yapılan söyleşiler de hem sosyal çevre açısından hem de güzel doğa için birer tanıtım katkısıdır.

Bu tür söyleşileri sürdüreceğiz. Bunlardan birisi de Köyceğiz Belediye Başkanı Sayın Salih Erbay oldu. Kendisiyle oylumlu bir söyleşi yaptık.

Şöyle oldu, geçen ay yolumuz Muğla ve Köyceğiz’den geçti. Muğla Üniversitesi Rektörü Sayın Şener Oktik’le olduğu gibi Köyceğiz Belediye Başkanı Sayın Salih Erbay ile de bir söyleşi yaptık.

Her iki söyleşide ortaya çıkan odak noktası topraklarıyla baba ocağı belde sıcaklığı, canlı ve sevecen ilişkiler; çocukluk anılarına dayalı baba profilleri ile öne çıktı bu söyleşilerde.

Çocukluk anılarıyla doğrudan ilintili olan Sayın Oktik ile yaptığımız söyleşinin ilk bölümünü http://cappadociatekinsonmez.blogspot.com ile,yayınladık. Köyceğiz Belediye Başkanı Sayın Erbay ile yaptığımız söyleşi ise bu blog’da yayınlanacak.

Sevgi, içtenlik

Tekin SonMez
Stockholm, 16 Aralık 2009

11 Aralık 2009 Cuma

Ölemez Dağı ve efsunlu Köyceğiz Gölü; Üçüncü yazı

Değerli İzleyici,

Her bürokrat tanıtım sözünü sık sık kullanır. Turizm, otel sektöründe iş sahibi olanların görüşleri de olur. İlk görüş, tanıtım olsun, harcamayı ise devlet yapsın, kim yaparsa yapsın evet, fakat tanıtım da yapılmalı!

Tanıtım! Başlı başına bir araştırma, inceleme ve uzmanlık konusudur.
İlke, tanıtımda sürekliliktir. Bu da emek ve harcamanın da süreklilik kulvarında koşması anlamına gelir. Çıtası yüksek güzel yazılı metinler gerekir. Turizm sektörü yazınsal tanıtıma harcama yapmak istemez.

Böyle ise tanıtım nasıl yapılmalı? Bedeli ödenmeyen güzel tanıtım yazılarını kim yazacak? Bunu düşünürken, on iki yıl önce Hürriyet'te yayınlanan dünkü yazının ikinci bölümünü birlikte izleyelim.
Sevgi, içtenlik...

Tekin SonMez
Stockholm, 11 Aralık 2009

Şimdi bu dağın doruğundayım. Evet! Dağın doruğundaki serin ve temiz hava ile ciğerlerimi doldurup “Tanrıların” bu “Saklı Teraslar”ında ileri geri yürüyüşlerle, düş kurmaya başladım daha açıkçası... Bir yandan da Olympos diye diye yazıyorum. Öte yandan Ölemez Dağı’nın, kaşif ben miyim, diye söyleniyorum.

Sırların, efsunların kapıları da beni bekliyormuş meğer! Gökyüzünde derinliğe açılan bir kapıdan içeri dalıyorum; arka arkaya bir başkası açılıyor hemen. Kaşifini bekleyen ne kadar çok şey varmış meğer. Aşağılara dönüp durarak bakıyorum; seyirlik bir doğa mucizesi var baktığım her tarafta şu an...

Göl ve dağ katmerlerine, Akdeniz’e, Kaunos’a, bir labirent izlenimi veren dalyanlara bakıyorum. Bakışlarım İztuzu’na dek uzadı. Ardından Dalyan ilçesi üzerinden Köyceğiz’e döndüm yönümü. Gizemli havza ve laguna orada işte. Kızlan ve Pan Dağları Köyceğiz’in ardında iki ayrı anlamla yükselmekteler. Kızlan; Bakire Tanrıça Artemis kültünden esinlenerek yerleşmiş oraya. Pan ise... keçi-teke ayaklı Çoban Tanrı Pan’dan başkası değil. Önlerinde göl bir de Olympos. Daha ne olsun?

Afrodite, Kaunos dolaylarından, iskele rıhtım pazarından çıkıp, ilkin Olympos’a çıkar ve burada hamakta sallanır fiestasını yaparmış söylenceye göre. Bu bölge sınırları içinde İztuzu taraflarında bilge, ozan-müzikçi Apollon doğmuş. Kardeşi bereket tanrıçası Artemis, bilici/kahin Dionysos ve ötekiler de.

Rivayetlere göre hepsi birlikte bu üç dağın arasındaki görkemli hamakta sallanırlarmış... Zaman zaman yere inip Liquidambar Orientalis ağaçlarının reçinelerinden sağaltılmış merhemlerle vücutlarını ovdurduktan sonra göbek mantarı yerlermiş... Yine söylencelere göre, kazandıkları kuvveti harcamak için Dalaman Çayı’na rafting yapmaya giderlermiş... Öteki bir bölümü ise, fazla kiloları atmak için Olympos kıyısına, kaplıcaya koşarlarmış.

Kızlan Dağı eteklerindeki çağlayanda kayaking yapanlar, İztuzu sahillerine, gölden kürek çeke çeke dalyanlara şen şakrak gidenler varmış yine ve şayialara göre.

Burası çok yönlü efsunlarla gizemli bir havzadır. Bu havza ‘ekoloji’ araştırması yapmak isteyenler için de bulunmaz bir doğal doğa parçası sayılmalı. Gölde, sonraları inanılmaz bir kara büyü sonucu zuhur eden 'japon balığı' söylencesi de var.

‘Dalko’ söylencesi, narenciye söylencesi, bıldırcın avı, soyu tükenen şahin, günlük ağaçları, 'yaban keçisi avı' ve kefal ve erozyon ve katliama varan ‘yılan öldürme’ söylenceleri ve daha pek çok sırlı konu, ekoloji meraklısını, dört gözle beklemektedir. Kaymakam Ünal Bey’e;'Köyceğiz nasıl bir yer,' diye sordum, Olympos’tan iner inmez.

‘Toprağı cennettir,’dedi. ‘İnsanları için bir şey söyleyemem!’

İşte bu ‘cennet’ koruyucusunu beklemektedir...

Tekin SonMez, Köyceğiz, Eylül 1996, Hürriyet Gazetesi, 5 Ocak 1997

10 Aralık 2009 Perşembe

Ölemez, Olympos arasında anlam ilişkisi; İkinci yazı

Değerli İzleyici,

Bu blog da bir arkaplan özü taşıyor, diyerek söze başladım birkaç gün önce. Daha doğrusu blog bu sözlerle açıldı.
Bakın, hiçbir şey sıfırdan başlamıyor, diyerek arkaplanda olan birikim dağarına da bir el gönderme yaptım.

Yaklaşık on yılı aşkın bir süre önce Hürriyet'te yayınlanan ilk Köyceğiz konulu yazımdan bir bölüm burada. Bu satırların yazarı da işte şimdi bu blog coşkusu ile bugün yine karşınızda. Evet! Köyceğiz'deyim işte.

Sevgi içtenlik...
Tekin SonMez, Stockholm, 10 Aralık 2009

Türkiye’de kaç tane Olympos var sanırsınız? “Tanrılar Yurdu Anadolu”da, evet! Ben bunlardan birisini Köyceğiz’de ellerimle koymuş gibi buldum. Bugünkü adıyla Ölemez Dağı, kaşifini bekliyor.

Ölemez, Olympos arasında sözcük ve anlam ilişkisi var. Anadolu eski dillerinde Olympos ölümsüzler yurdu, dağ doruğu anlamı taşır.

Şaman Oğuzlar Anadolu’ya göçüp buraya ulaştıkları zaman bu kutsal sırlar taşıyan mekanı buldular. Olympos sözcüğünü, bu insanlar “Ölemez”e çevirirken eşdeğerde bir anlam verdiler bu dağa.

Köyceğiz’de birkaç efsunlu konu, birçok efsunlu güzellik var. Mitoslarla örtülü bir dağ ve Kaunos Örenleri de buradadır. Soyluların görkemli kaya mezarları define avcılarının kıyımına uğramış.

Akdeniz’de Muğla İli’ne bağlı Köyceğiz, yani Saklı Cennet Laguna'dır öteki adı. Olympos’un göle dönük eteklerinde kükürtlü sıcak sularıyla termal kaplıcaları da var.

Büyülü Ölemez-Olympos Dağı; doruğuna çıkın ve oradan dağ katmerlerine, Akdeniz’e, Kaunos yönüne, Dalyan’a, İztuzu’na, Köyceğiz’e ve göle bakın. Bu dağ gerçek bir Olympos’tur.

Tam karşıda iki dağ var! ‘Kızlan’ ve ‘Pan’, Köyceğiz’in arkasında yükselirler. Laguna bu üç dağ ile Köyceğiz Gölü doğasıdır. Çok çok eskilerde tanrıçalar ile tanrılar güzelleşmek için inerlermiş bu Havza’ya.

Romalı Aslan, Köyceğizli Efsun karşımda şimdi. Bu gizemli duruşun fotoğrafını kim çekecek? Bir de ‘Olympos Söylencesi’ var burada.

Bu dağın kaşifi kim olacak? Evet! Köyceğiz’de birkaç efsunlu konu, birçok efsunlu güzellik, tanımlanabilir efsunlu simgeler var. Köyceğizli, aslen Beyoba güzeli Bayan Efsun ile gururlu Romalı Aslan’ın fotoğrafını çektim ilkin.

Sonra kıyıya yürüdüm, suda yüzen Tanrılar Dağı Ölemez’in, ‘Olympos’ adlı suretini gördüm gölde. Ölemez Dağı’nın, “kaşifi” ben miyim yoksa! Efsunlu bir ritm vardı dalgalarda. Esinti, göl ile Olympos arasında sırlı fısıltılarla konuşuyor gibiydi.

Peru’da, Machu Picchu dağ doruğundaydım bu tarihten kısa bir süre önce. Orada ‘Tanrıların Arabaları’nı beklerken buna benzer mistik fısıltılar sezmiş gibiydim.

Ruhsal esriklikle gelen bir esindi bu. Ölemez Dağı’nın, kaşifini beklediğini bilmiyordum henüz! Köyceğiz’e geldim ve Ölemez Dağı doruğuna çıktım sonunda. Eski adıyla Olympos’a evet.

Olympos, yüzlerce yıldır sakladığı efsunlarıyla karşıladı beni... Ve başından geçen uzun hikayeyi anlattı bana. Şimdi bu dağın doruğundayım. Evet! Olympos’da yazıyorum bu yazının ilk taslaklarını.

Tekin SonMez, Köyceğiz, Eylül 1996, Hürriyet Gazetesi, 5 Ocak 1997

4 Aralık 2009 Cuma

İlk Yazı; Bu Bloğun da bir arkaplanı ve öyküsü var!

Değerli İzleyici,

Bu blog da bir arkaplan özü taşıyor. Hiçbir şey sıfırdan başlamıyor.

Bir şey var ki, Köyceğiz’e bir rastlantı ile (1993)geldim.

Bir uçtan öteki uca Hindistan, Nepal (1990)Hinduizm-Budizm izi ve Meksika, Guatemala (1991) Maya-Aztek söylenceleriyle ilk iki yıllık felsefel gezginliğimi yapmış, dahası İsveç, Almanya (1982-1993) Viking-German söylenceleriyle yazarlığımın birkaç köşe taşı olan yazınsal metinler yüklenmiştim evet, Köyceğiz'e gelmeden önce.

1993'te Ege ve Akdeniz’e açık üçgenin karasal tabanla tarih öncesi Köyceğiz Gölü ve Olympos/Ölemez Dağı gizemini gördüm, bu kez bu arkaik söylencelerle yaşamaya başladım. Bir keşif yaptım; bir konuya ilk imzayı attım; şöyle ki, Ölemez Dağı'na bakıp işte Olympos, dedim.

Saklı Cennet, başlıklı ilk yazım Hürriyet'te (5 ocak 1997) yayılandı.

Muğla, Köyceğiz Gölü Lagunu’nun, tarih öncesi çağlarından bu yana deniz yolu Ege ve Akdeniz’den ve karasal yollarla yoğun nüfus hareketlerine açık ticaret yolları üstünde bulunduğunu gördüm. Ölemez/Olympos gibi saklı yeni öteki keşifler de beni bekliyordu.

Roman yazarı olarak (belgeci çalışmalara duyduğum zorunlu ilgi nedeniyle) yaklaştığım nüfus hareketleri perspektifinin ilk kez ortaya çıkması, Yansıma Dergisi’ni yönettiğim yıllara (1972-75) rastlar.

Bu konu ikinci kez düşünsel dalga olarak zihnimi kurcalamaya başladığında (1991) Berlin Senatosu Kültür Başkanlığı’nın davetlisi, konuk yazar sıfatıyla Berlin’de bulunuyordum ve ‘Söylence Berlin’ adlı romanımı yazıyordum. Berlin Duvarı’nın yıkıldığı günlerdi.

Ardısıra Stockholm’de yazdığım ‘Çıplak Viking’ adlı romanım bir dosya olarak Köyceğiz’e benimle geldi ve Köyceğiz Gölü’ne açık bir evde romanın son bölümünü tamamladım ve gizemli büyülü bir doğa arkaik söylenceler zinciri gibi evet işte bir yazarın içinde nasıl yaşarsa, işte öyle Köyceğiz de beni içine alarak benimle yaşamaya başladı.

‘Saklı Cennet’, ‘Köyceğiz Gölü Öyküleri’ daha sonra burada yazıldılar.

Bugün, 2009 yılının son günleri ve Köyceğiz’e bir rastlantı sonucu 1993’de gelen ve Köyceğiz'i sıfır noktada tanıyan yazar yok karşınızda.

Arada on yedi yıla sığdırdığı acıyı/sevinci ve Toparlar önü Günlük Ağaçları yakınında kendi elleriyle kurduğu bağ evi, okuma/yazma evinin ve yakılmış kitaplarının külleriyle yeniden ayağa kalkan ve Köyceği'den uzakta başka çalışmalarla varsıllaşan, Köyceğiz'i evet ayrıca yazınsal metinlere taşıyan bir yazar var karşınızda evet.

Bu satırların yazarı işte şimdi bu blog coşkusu ile bugün karşınızdadır.

Görüldüğü gibi bu blog'un da bir öyküsü var. Bu blog, burada özetle verilen bir yazarlık birikimine ve çok daha kapsamlı bir arkaplana dayanıyor. Söyleşiler, yazınsal metinler ve bu satırların yazarı tarafından çekilmiş görsel sunumlarla sizlere ulaşmaya gayret edecek olan bu blog, gelecek günlerde sizleri de sayfalarına konuk edecektir.

Sevgi içtenlik...

Tekin SonMez
Stockholm, 1 Aralık 2009